bükük

لَفَتَ انْتِبَاهِي سِلْكٌ مَثْنِيٌّ مُلْقًى عَلَى الْأَرْضِ.

Yerde bükük bir şekilde duran tel dikkatimi çekti.

كَانَ غُصْنٌ مُقَوَّسٌ يُشَوِّهُ الْمَظْهَرَ الْعَامَّ لِلشَّجَرَةِ.

Bükük bir dal, ağacın genel görünümünü bozuyordu.

كَانَ الجُزْءُ المُنْحَنٍ مِنَ الطَّرِيقِ يُشَكِّلُ خَطَرًا عَلَى السَّائِقِينَ.

Yolun bükük kısmı, sürücüler için tehlike oluşturuyordu.

İlişkili Kelimeler