فَتَحْتُ الْوَرَقَةَ الْمَثْنِيَّةَ الَّتِي كَانَتْ عَلَى الطَّاوِلَةِ.
Masada bükülü bir şekilde duran kağıdı açtım.
فَتَحْتُ الْوَرَقَةَ الْمَثْنِيَّةَ الَّتِي كَانَتْ عَلَى الطَّاوِلَةِ.
Masada bükülü bir şekilde duran kağıdı açtım.
كَانَ غُصْنٌ مُقَوَّسٌ يَسْتَنِدُ عَلَى جِذْعِ الشَّجَرَةِ.
Bükülü bir dal, ağacın gövdesine yaslanmıştı.
كَانَ سِلْكٌ مُلْتَوٍ يُوَفِّرُ الِاتِّصَالَ الْكَهْرَبَائِيَّ.
Bükülü bir tel, elektrik bağlantısını sağlıyordu.