طَعْمُ هَذِهِ القَهْوَةِ مُرِيرٌ لِلْغَايَةِ، يَجِبُ أَنْ أُضِيفَ إِلَيْهَا بَعْضَ الحَلِيبِ.
Bu kahvenin tadı çok buruk, içine biraz süt eklemeliyim.
طَعْمُ هَذِهِ القَهْوَةِ مُرِيرٌ لِلْغَايَةِ، يَجِبُ أَنْ أُضِيفَ إِلَيْهَا بَعْضَ الحَلِيبِ.
Bu kahvenin tadı çok buruk, içine biraz süt eklemeliyim.
كَانَ عَلَى وَجْهِهِ تَعْبِيرٌ حَزِينٌ بَعْدَ الفِرَاقِ، وَكَأَنَّ قَلْبَهُ قَدِ انْكَسَرَ.
Ayrılıktan sonra yüzünde buruk bir ifade vardı, sanki kalbi kırılmış gibiydi.
عَفِص، مُخَمَّض