bırakmak

اضْطُرِرْتُ لِتَرْكِ مِفْتَاحِي فِي الْمَنْزِلِ لِأَنَّنِي خَشِيتُ أَنْ أَفْقِدَهُ.

Kaybetmekten korktuğum için anahtarımı evde bırakmak zorunda kaldım.

هَجَرَ الرَّجُلُ بَيْتَهُ الْقَدِيمَ فِي الْقَرْيَةِ وَانْتَقَلَ إِلَى الْمَدِينَةِ لِيَعْمَلَ هُنَاكَ.

Adam köydeki eski evini bırakıp orada çalışmak için şehre taşındı.

لَيْسَ مِنَ الصَّوَابِ أَنْ نُهْمِلَهُ فِي هَذَا الْوَضْعِ الصَّعْبِ.

Onu bu zor durumda bırakmak doğru değil.

İlişkili Kelimeler