başa gelmek

لَمْ أَتَخَيَّلْ أَبَدًا أَنَّ شَيْئًا كَهَذَا سَيَحْدُثُ لِي.

Böyle bir şeyin başıma geleceğini hiç düşünmemiştim.

أَتَمَنَّى أَلَّا تَقَعَ مِثْلُ هَذِهِ الكَارِثَةِ لِأَيِّ شَخْصٍ.

Umarım böyle bir felaket kimsenin başına gelmez.

يُمْكِنُ أَنْ تُصِيبَ هَذِهِ الأَنْوَاعُ مِنَ الأَحْدَاثِ أَيَّ شَخْصٍ.

Bu tür olaylar herkesin başına gelebilir.