bakımsız

بَدَتِ الْحَدِيقَةُ مُهْمَلَةً لِلْغَايَةِ، وَالْأَعْشَابُ تُغَطِّي كُلَّ مَكَانٍ.

Bahçe çok bakımsız görünüyordu, otlar her yeri sarmıştı.

هَذَا الْمَبْنَى ظَلَّ غَيْرَ مُعْتَنًى بِهِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ وَهُوَ فِي حَالَةٍ سَيِّئَةٍ.

Bu bina uzun zamandır bakımsız kalmış ve harap durumda.

رَأَيْتُ بَيْتًا مَتْرُوكًا عَلَى طَرَفِ الطَّرِيقِ.

Yolun kenarında bakımsız bir ev gördüm.