bakımsızlık

كَانَ إِهْمَالُ الْحَدِيقَةِ يُؤَثِّرُ سَلْبًا عَلَى الْمَظْهَرِ الْعَامِّ لِلْمَنْزِلِ.

Bahçenin bakımsızlığı, evin genel görünümünü olumsuz etkiliyordu.

كَانَ عَدَمُ الْعِنَايَةِ فِي شَعْرِهَا مَلْحُوظًا عَلَى الْفَوْرِ.

Saçlarındaki bakımsızlık hemen fark ediliyordu.

أَصْبَحَ تَرَدِّي الْمَبْنَى أَكْثَرَ وُضُوحًا مَعَ مُرُورِ الْوَقْتِ.

Binanın bakımsızlığı, zamanla daha da belirgin hale geldi.