بَلْسَم — بَلَاسِم
وَضَعْتُ بَلْسَمًا عَلَى بَشَرَتِي لِتَهْدِئَةِ حُرُوقِ الشَّمْسِ.
Güneş yanığına iyi gelmesi için cildime bir balzam sürdüm.
وَضَعْتُ بَلْسَمًا عَلَى بَشَرَتِي لِتَهْدِئَةِ حُرُوقِ الشَّمْسِ.
Güneş yanığına iyi gelmesi için cildime bir balzam sürdüm.
اِشْتَرَيْتُ مَرْهَمًا لِلْجُرْحِ مِنَ الصَّيْدَلِيَّةِ.
Eczaneden yara için merhem aldım.
وَضَعْتُ دِهَانًا بِالمَنْثُولِ لِتَخْفِيفِ آلَامِ العَضَلَاتِ.
Kas ağrılarını hafifletmek için mentollü bir balzam uyguladım.