كَانَ الْخَطَأُ وَاضِحًا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَا يُمْكِنُ لِأَحَدٍ تَجَاهُلُهُ.
Hata o kadar barizdi ki, kimse görmezden gelemedi.
كَانَ الْخَطَأُ وَاضِحًا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّهُ لَا يُمْكِنُ لِأَحَدٍ تَجَاهُلُهُ.
Hata o kadar barizdi ki, kimse görmezden gelemedi.
تُظْهِرُ الْأَدِلَّةُ بِشَكْلٍ بَيِّنٍ أَنَّ الْمُتَّهَمَ مُذْنِبٌ.
Deliller, sanığın suçlu olduğunu bariz bir şekilde gösteriyor.
كَانَ مِنَ الْبَدِيهِيِّ أَنَّ الْفَرِيقَ سَيَفُوزُ بِالْمُبَارَاةِ بِسَبَبِ تَفَوُّقِهِمْ.
Takımın üstünlüğü nedeniyle maçı kazanacağı barizdi.
Ayrıca: جَلِيّ
عِيَان