bayıltmak

اضْطُرَّ الطَّبِيبُ إِلَى تَخْدِيرِ الْمَرِيضِ قَبْلَ الْجِرَاحَةِ.

Doktor, hastayı ameliyat öncesinde bayıltmak zorunda kaldı.

تَمَّ تَصْمِيمُ الْغَازِ الْمُسْتَخْدَمِ فِي الْحَرْبِ لِإِغْشَاءِ النَّاسِ.

Savaşta kullanılan gaz insanları bayıltmak için tasarlandı.

İlişkili Kelimeler