مَهْد — مُهُود
كَانَ الطِّفْلُ يَنَامُ بِهُدُوءٍ فِي الْمَهْدِ.
Bebek beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu.
كَانَ الطِّفْلُ يَنَامُ بِهُدُوءٍ فِي الْمَهْدِ.
Bebek beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu.
أَهْدَتْنِي أُمِّي سَرِيرَ أَطْفَالٍ هَزَّازٍ قَدِيمٍ.
Annem bana eski bir beşik hediye etti.
أَصْبَحَتْ هَذِهِ الْمَدِينَةُ حَاضِنَةً لِلْعَدِيدِ مِنَ الْفَنَّانِينَ.
Bu şehir, birçok sanatçının beşiği olmuştur.
سَرِير الرَّضِيع، مَهْد هَزَّاز، مِهَاد