bedbaht

كَانَ يَعْتَقِدُ أَنَّهُ يَعِيشُ حَيَاةً تَعِيسَةً لِأَنَّهُ لَمْ يَتَمَكَّنْ أَبَدًا مِنْ أَنْ يَكُونَ سَعِيدًا.

O, bedbaht bir hayat sürdüğünü düşünüyordu, çünkü hiçbir zaman mutlu olamamıştı.

غَالِبًا مَا يُلَاحِظُ الْأَشْخَاصُ الْأَشْقِيَاءُ السَّلْبِيَّاتِ مِنْ حَوْلِهِمْ بِشَكْلٍ أَكْبَرَ.

Bedbaht insanlar genellikle çevrelerindeki olumsuzlukları daha çok fark ederler.

أَصْبَحَ الرَّجُلُ بَائِسًا بَعْدَ أَنْ فَقَدَ وَظِيفَتَهُ.

Adam, işini kaybettikten sonra bedbaht bir hale geldi.

İlişkili Kelimeler