beklemek

انْتَظَرْتُكَ نِصْفَ سَاعَةٍ فِي مَحَطَّةِ الْحَافِلَاتِ، لِمَاذَا لَمْ تَأْتِ؟

Otobüs durağında seni yarım saat bekledim, neden gelmedin?

اسْتَأْنَى حَتَّى تَهْدَأَ الْعَاصِفَةُ قَبْلَ الْخُرُوجِ.

Dışarı çıkmadan önce fırtınanın dinmesini bekle.

أَتَرَقَّبُ الْأَخْبَارَ بِفُضُولٍ، أَتَمَنَّى أَنْ يَحْدُثَ شَيْءٌ جَيِّدٌ.

Haberleri merakla bekliyorum, umarım iyi bir şeyler olur.

Ayrıca: تَرَيَّثَ، تَوَقَّعَ

İlişkili Kelimeler