belli belirsiz

رَأَيْتُ ضَوْءًا غَيْرَ وَاضِحٍ مِنْ بَعِيدٍ، وَلَمْ أَسْتَطِعْ فَهْمَ مَا هُوَ.

Uzakta belli belirsiz bir ışık gördüm, ne olduğunu anlayamadım.

كَانَتِ الْأَشْكَالُ فِي لَوْحَاتِ الْفَنَّانِ ذَاتَ خُطُوطٍ غَامِضَةٍ.

Sanatçının resimlerindeki figürler belli belirsiz hatlara sahipti.