benimsetmek

يُحَاوِلُ الْمُعَلِّمُ تَرْسِيخَ الصِّدْقِ فِي الطُّلَّابِ.

Öğretmen, öğrencilere dürüstlüğü benimsetmeye çalışıyor.

أَقْنَعَ مَنْدُوبُ الْمَبِيعَاتِ الْعَمِيلَ بِشِرَاءِ الْمُنْتَجِ.

Satış temsilcisi, müşteriyi ürünü almaya benimsetti.

حَبَّبَتْنِي عَائِلَتِي فِي الرِّيَاضَةِ.

Ailem bana sporu benimsetti.

Eşdizimler