لَقَدْ وَقَعُوا فِي خِلَافٍ بِسَبَبِ قَضِيَّةٍ صَغِيرَةٍ وَتَدَهْوَرَتْ عَلَاقَتُهُمْ.
Küçük bir mesele yüzünden birbirlerine düştüler ve araları açıldı.
لَقَدْ وَقَعُوا فِي خِلَافٍ بِسَبَبِ قَضِيَّةٍ صَغِيرَةٍ وَتَدَهْوَرَتْ عَلَاقَتُهُمْ.
Küçük bir mesele yüzünden birbirlerine düştüler ve araları açıldı.
تَتَشَاجَرُ الْأَحْزَابُ السِّيَاسِيَّةُ بِاسْتِمْرَارٍ، مِمَّا يُعِيقُ تَقَدُّمَ الْبِلَادِ.
Siyasi partiler sürekli birbirine düşüyor, bu da ülkenin ilerlemesini engelliyor.
تَنَازَعَ الْإِخْوَةُ بِسَبَبِ الْمِيرَاثِ وَلَمْ يَتَحَدَّثُوا لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.
Kardeşler miras yüzünden birbirine düştüler ve uzun süre konuşmadılar.