boğuşmak

بَدَأَ الطِّفْلَانِ فِي التَّشَاجُرِ فَجْأَةً أَثْنَاءَ تَصَارُعِهِمَا فِي الْحَدِيقَةِ.

İki çocuk parkta boğuşurken birdenbire kavga etmeye başladılar.

كَانَ الرَّجُلُ الْمَرِيضُ يُنَاضِلُ مَعَ الْمَوْتِ مِنْ أَجْلِ التَّعَافِي.

Hasta adam, iyileşmek için ölümle boğuşuyordu.

كَافَحَ الْعَامِلُ طَوِيلًا لِيَكْسِبَ رِزْقَهُ.

İşçi geçimini sağlamak için uzun süre boğuştu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler