boylu

إِنَّهُ أَحَدُ أَطْوَلِ الطُّلَّابِ فِي الْفَصْلِ، وَهُوَ يَلْعَبُ فِي فَرِيقِ كُرَةِ السَّلَّةِ.

O, sınıftaki en boylu öğrencilerden biri, basketbol takımında oynuyor.

كَانَ رَجُلٌ ذُو قَامَةٍ طَوِيلَةٍ يَنْتَظِرُ عِنْدَ الْبَابِ، وَكَأَنَّهُ حَارِسٌ.

Boylu bir adam kapıda bekliyordu, sanki bir koruma gibiydi.

كَانَتِ امْرَأَةٌ مَمْشُوقَةُ الْقَوَامِ تَسِيرُ عَلَى السَّجَّادَةِ الْحَمْرَاءِ.

Boylu ve zarif bir kadın, kırmızı halıda yürüyordu.

Eşdizimler