buğulu

أَصْبَحَ مِنَ الصَّعْبِ رُؤْيَةُ الْخَارِجِ لِأَنَّ النَّوَافِذَ كَانَتْ ضَبَابِيَّةً فِي الطَّقْسِ الْبَارِدِ.

Soğuk havada camlar buğulu olduğu için dışarıyı görmek zorlaştı.

أَضَافَ الْمُصَوِّرُ جَوًّا مُخْتَلِفًا لِلصُّورَةِ الشَّخْصِيَّةِ بِاسْتِخْدَامِ تَأْثِيرٍ مُغَبَّشٍ.

Fotoğrafçı, buğulu bir efekt kullanarak portreye farklı bir hava kattı.

كَانَتْ عَيْنَاهَا تُحَدِّقَانِ فِي الْمَسَافَةِ بِتَعْبِيرٍ بَاهِتٍ.

Gözleri buğulu bir ifadeyle uzaklara dalmıştı.

Ayrıca: مُتَضَبِّب

Eşdizimler