buluşturmak

يَهْدِفُ هَذَا الْحَدَثُ إِلَى جَمْعِ النَّاسِ مِنْ مُخْتَلِفِ الثَّقَافَاتِ مِنْ خِلَالِ الْجَمْعِ بَيْنَهُمْ.

Bu etkinlik, farklı kültürlerden insanları bir araya getirerek onları buluşturmayı amaçlıyor.

يُقَدِّمُ الْكَاتِبُ قِصَّةً مُمْتِعَةً لِلْقُرَّاءِ مِنْ خِلَالِ تَأْلِيفِ شَخْصِيَّاتٍ مُخْتَلِفَةٍ فِي رِوَايَتِهِ.

Yazar, romanında farklı karakterleri buluşturarak okuyuculara ilginç bir hikaye sunuyor.

حَاوَلَ الْوَسِيطُ التَّوْفِيقَ بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ لِحَلِّ النِّزَاعِ.

Arabulucu, iki tarafı buluşturarak anlaşmazlığı çözmeye çalıştı.

İlişkili Kelimeler