buruşuk

بَدَا قَمِيصُهُ غَيْرُ الْمَكْوِيِّ مُجَعَّدًا.

Ütülenmemiş gömleği buruşuk görünüyordu.

كَانَتْ يَدَا الرَّجُلِ الْعَجُوزِ مُكَمَّشَةً وَمَلِيئَةً بِالْعُرُوقِ.

Yaşlı adamın elleri buruşuk ve damarlıydı.

أَصْبَحَتِ الأَوْرَاقُ الَّتِي تَجِفُّ فِي الشَّمْسِ مُتَجَعِّدَةً.

Güneşte kuruyan yapraklar buruşuk bir hal aldı.

İlişkili Kelimeler