burun

أَنْف — أُنُوف

عِنْدَمَا كُنْتُ مَرِيضًا لَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ أَشُمَّ شَيْئًا لِأَنَّ أَنْفِي كَانَ مَسْدُودًا.

Hasta olduğum zaman burnum tıkalı olduğu için hiçbir şey koklayamadım.

نَزَفَ الدَّمُ مِنْ خَشْمِهِ بَعْدَ السُّقُوطِ.

Düştükten sonra burnundan kan geldi.

كَانَتْ مُقَدِّمَةُ السَّفِينَةِ تَشُقُّ الأَمْوَاجَ، وَكَانَتِ الرِّحْلَةُ مُثِيرَةً لِلْغَايَةِ.

Geminin burnu dalgaları yarıyordu, yolculuk çok heyecanlıydı.

Ayrıca: رَأْس

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler