كَانَ الرَّجُلُ أَجْذَمًا وَيَعِيشُ فِي عُزْلَةٍ لِتَجَنُّبِ نَقْلِ العَدْوَى لِلْآخَرِينَ.
Adam cüzzamlıydı ve başkalarına bulaşmayı önlemek için tecrit içinde yaşıyordu.
كَانَ الرَّجُلُ أَجْذَمًا وَيَعِيشُ فِي عُزْلَةٍ لِتَجَنُّبِ نَقْلِ العَدْوَى لِلْآخَرِينَ.
Adam cüzzamlıydı ve başkalarına bulaşmayı önlemek için tecrit içinde yaşıyordu.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ الْأَشْخَاصُ الْمُصَابُونَ بِالْجُذَامِ يُنْبَذُونَ مِنَ الْمُجْتَمَعِ.
Eski zamanlarda cüzzamlı insanlar toplumdan dışlanırdı.
يَحْتَاجُ المَرِيضُ المَجْذُومُ إِلَى عِلَاجٍ خَاصٍّ.
Cüzzamlı bir hasta özel tedaviye ihtiyaç duyar.