كَانَتْ مُعْظَمُ الْبَيْضَاتِ فِي الْخِزَانَةِ فَاسِدَةً وَاضْطُرِرْتُ لِرَمْيِهَا فِي سَلَّةِ الْمُهْمَلَاتِ.
Dolaptaki yumurtaların çoğu cılk çıkmıştı ve çöpe atmak zorunda kaldım.
كَانَتْ مُعْظَمُ الْبَيْضَاتِ فِي الْخِزَانَةِ فَاسِدَةً وَاضْطُرِرْتُ لِرَمْيِهَا فِي سَلَّةِ الْمُهْمَلَاتِ.
Dolaptaki yumurtaların çoğu cılk çıkmıştı ve çöpe atmak zorunda kaldım.
تَبَيَّنَ أَنَّ الْحَلِيبَ الَّذِي اشْتَرَيْتُهُ تَالِفًا، لِذَلِكَ أَرْجَعْتُهُ إِلَى الْمَتْجَرِ وَاسْتَرْدَدْتُ ثَمَنَهُ.
Aldığım süt cılk çıktı, bu yüzden markete geri götürüp iade ettim.
كَانَ اللَّحْمُ الْمَنْسِيُّ فِي الثَّلَّاجَةِ مُتَعَفِّنًا وَيَنْشُرُ رَائِحَةً كَرِيهَةً.
Buzdolabında unutulan et cılk olmuştu ve kötü bir koku yayıyordu.