شَرَحَ المُتَحَدِّثُ المَوْضُوعَ بِوُضُوحٍ، وَفَهِمَهُ الجَمِيعُ.
Konuşmacı, konuyu celi bir şekilde açıkladı, herkes anladı.
شَرَحَ المُتَحَدِّثُ المَوْضُوعَ بِوُضُوحٍ، وَفَهِمَهُ الجَمِيعُ.
Konuşmacı, konuyu celi bir şekilde açıkladı, herkes anladı.
ذَكَرَ الفَنَّانُ أَنَّهُ أَرَادَ إِيصَالَ رِسَالَةٍ جَلِيَّةٍ فِي عَمَلِهِ.
Sanatçı, eserinde celi bir mesaj vermek istediğini belirtti.
تَمَّ طِلَاءُ الْأَثَاثِ بِوَرْنِيشٍ لَامِعٍ، وَبَدَا أَنِيقًا لِلْغَايَةِ.
Mobilyalar, celi bir vernikle kaplanmıştı, çok şık duruyordu.