جَيْب — جُيُوب
وَضَعْتُ هَاتِفِي فِي جَيْبِي وَخَرَجْتُ، كَانَ الطَّقْسُ جَمِيلاً لِلْغَايَةِ.
Telefonumu cebime koydum ve dışarı çıktım, hava çok güzeldi.
وَضَعْتُ هَاتِفِي فِي جَيْبِي وَخَرَجْتُ، كَانَ الطَّقْسُ جَمِيلاً لِلْغَايَةِ.
Telefonumu cebime koydum ve dışarı çıktım, hava çok güzeldi.
تَوَقَّفَتِ الْحَافِلَةُ فِي خَلِيجِ التَّوَقُّفِ حَتَّى لَا تَسُدَّ الطَّرِيقَ أَمَامَ السَّيَّارَاتِ.
Otobüs, arabaların önündeki yolu kapatmasın diye durak cebinde durdu.
جَيْب القَمِيص، جَيْب السِّرْوَال