cereyan etmek

حَدَثَ بِالْأَمْسِ مَسَاءً حَدَثٌ مُثِيرٌ لِلِاهْتِمَامِ.

Dün akşam ilginç bir olay cereyan etti.

جَرَى الِاجْتِمَاعُ كَمَا هُوَ مُخَطَّطٌ لَهُ.

Toplantı planlandığı gibi cereyan etti.

وَقَعَتِ الْأَحْدَاثُ بِشَكْلٍ غَيْرِ مُتَوَقَّعٍ.

Olaylar beklenmedik şekilde cereyan etti.

İlişkili Kelimeler