كَانَتْ ضَخَامَةُ الْمَبْنَى مَلْحُوظَةً حَتَّى مِنْ بَعِيدٍ.
Binanın cesameti, uzaktan bile fark ediliyordu.
كَانَتْ ضَخَامَةُ الْمَبْنَى مَلْحُوظَةً حَتَّى مِنْ بَعِيدٍ.
Binanın cesameti, uzaktan bile fark ediliyordu.
كَانَ حَجْمُ التِّمْثَالِ لَافِتًا لِلنَّظَرِ فِي وَسَطِ السَّاحَةِ.
Heykelin cesameti, meydanın ortasında dikkat çekiyordu.
كَانَ كِبَرُ السَّيَّارَةِ يَجْعَلُ رَكْنَهَا صَعْبًا.
Otomobilin cesameti, park etmeyi zorlaştırıyordu.