كَانَ الْحَمَاسُ فِي عُيُونِ الشَّبَابِ يُعْطِي أَمَلًا لِلْمُسْتَقْبَلِ.
Gençlerin gözlerindeki coşkunluk, gelecek için umut veriyordu.
كَانَ الْحَمَاسُ فِي عُيُونِ الشَّبَابِ يُعْطِي أَمَلًا لِلْمُسْتَقْبَلِ.
Gençlerin gözlerindeki coşkunluk, gelecek için umut veriyordu.
كَانَ هَيَجَانُ الْبَحْرِ عَلَامَةً عَلَى اقْتِرَابِ الْعَاصِفَةِ.
Denizin coşkunluğu, fırtınanın yaklaştığının bir işaretiydi.
كَانَ اِنْدِفَاعُ الشَّلَّالِ يُظْهِرُ قُوَّةَ الطَّبِيعَةِ.
Şelalenin coşkunluğu, doğanın gücünü gözler önüne seriyordu.
عُبَاب