فِي العُصُورِ القَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يَتَبَارَزُونَ لِحِمَايَةِ شَرَفِهِمْ.
Eski zamanlarda insanlar onurlarını korumak için düello yaparlardı.
فِي العُصُورِ القَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يَتَبَارَزُونَ لِحِمَايَةِ شَرَفِهِمْ.
Eski zamanlarda insanlar onurlarını korumak için düello yaparlardı.
دَخَلَ سِيَاسِيَّانِ فِي نِزَالٍ كَلَامِيٍّ عَلَى شَاشَةِ التِّلْفِزْيُونِ.
İki siyasetçi televizyonda sözlü bir düelloya girdi.
هُنَاكَ مُنَافَسَةٌ شَرِسَةٌ بَيْنَ الشَّرِكَاتِ.
Şirketler arasında kıyasıya bir düello yaşanıyor.
مُنَازَلَة