حُزْمَة — حُزَم
رَبَطَتْ أُمِّي الْأَعْشَابَ الَّتِي جَمَعَتْهَا مِنَ الْحَقْلِ فِي حُزْمَةٍ وَاحِدَةٍ.
Annem, tarladan topladığı otları bir dürü halinde bağladı.
رَبَطَتْ أُمِّي الْأَعْشَابَ الَّتِي جَمَعَتْهَا مِنَ الْحَقْلِ فِي حُزْمَةٍ وَاحِدَةٍ.
Annem, tarladan topladığı otları bir dürü halinde bağladı.
كَانَتْ هَدِيَّةُ العَرُوسِ الَّتِي قُدِّمَتْ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ قَيِّمَةً لِلْغَايَةِ.
Düğünde geline verilen dürü çok değerliydi.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يَخْزُنُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي صُرَّةٍ.
Eski zamanlarda insanlar paralarını dürü içinde saklarlardı.