إِنَّ كَوْنَ الطَّرِيقِ مُسْتَقِيمًا يُسَهِّلُ عَمَلَ السَّائِقِ.
Yolun düz olması, sürücünün işini kolaylaştırıyor.
إِنَّ كَوْنَ الطَّرِيقِ مُسْتَقِيمًا يُسَهِّلُ عَمَلَ السَّائِقِ.
Yolun düz olması, sürücünün işini kolaylaştırıyor.
وَضَعَ الطَّبَّاخُ الْعَجِينَ عَلَى سَطْحٍ مُسَطَّحٍ لِأَنَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَفْرُدَهُ جَيِّدًا.
Aşçı hamuru iyice açmak istediği için düz bir yüzeye koydu.
أَعْجَبَنِي الْمَلْمَسُ الْأَمْلَسُ لِهَذَا الْقُمَاشِ كَثِيرًا.
Bu kumaşın düz dokusu, çok hoşuma gitti.
Ayrıca: مُنْبَسِط
مُسْتَقِيمَة، مُسْتَوِيَة، سَبْط، مُسْتَوٍ، بِلَا عِوَج، مُنْبَسِطَة، سَهْلِيّ، وَطِيء، مُفَرْطَح، فَطْح، مَسْحَاء، مُسَلْطَح، مَسْطُوح