düzeltmek

صَحَّحَ المُعَلِّمُ أَخْطَاءَ الطُّلَّابِ فِي أَوْرَاقِ الِامْتِحَانِ.

Öğretmen, öğrencilerin sınav kağıtlarındaki hataları düzeltti.

أَصْلَحَ المِيكَانِيكِيُّ التِّلْفِزْيُونَ المُعَطَّلَ وَأَعَادَهُ لِلْعَمَلِ مَرَّةً أُخْرَى.

Tamirci, bozulan televizyonu düzelterek tekrar çalışır hale getirdi.

الْعُمَّالُ سَوَّوُا الطَّرِيقَ قَبْلَ الْبَدْءِ فِي عَمَلِيَّةِ التَّعْبِيدِ الْجَدِيدَةِ.

İşçiler, yeni asfaltlama işlemine başlamadan önce yolu düzelttiler.

Ayrıca: عَدَّلَ، قَوَّمَ

Eşdizimler