الْفَنَّانُ يُظْهِرُ مَشَاعِرَهُ مِنْ خِلَالِ لَوْحَاتِهِ، وَكُلُّ ضَرْبَةِ فُرْشَاةٍ تَحْمِلُ مَعْنًى.
Sanatçı duygularını resimleriyle dışa vuruyor, her fırça darbesi bir anlam taşıyor.
الْفَنَّانُ يُظْهِرُ مَشَاعِرَهُ مِنْ خِلَالِ لَوْحَاتِهِ، وَكُلُّ ضَرْبَةِ فُرْشَاةٍ تَحْمِلُ مَعْنًى.
Sanatçı duygularını resimleriyle dışa vuruyor, her fırça darbesi bir anlam taşıyor.
يَجِدُ النَّاسُ صُعُوبَةً فِي التَّعْبِيرِ عَنِ الْأَلَمِ الَّذِي بِدَاخِلِهِمْ، وَهَذَا قَدْ يُؤَدِّي إِلَى مَشَاكِلَ نَفْسِيَّةٍ.
İnsanlar bazen içlerindeki acıyı dışa vurmakta zorlanırlar, bu da psikolojik sorunlara yol açabilir.
كَسَرَ السِّيَاسِيُّ صَمْتَهُ إِزَاءَ ادِّعَاءَاتِ الْفَسَادِ وَأَفْصَحَ عَنِ الْحَقَائِقِ.
Politikacı yolsuzluk iddiaları karşısında sessizliğini bozdu ve gerçekleri dışa vurdu.