يَجِبُ عَلَى الْمُجْتَمَعِ أَنْ يُحَاوِلَ فَهْمَ الْأَشْخَاصِ ذَوِي الْآرَاءِ الْمُخْتَلِفَةِ بَدَلًا مِنْ إِقْصَائِهِمْ.
Toplum, farklı düşüncelere sahip insanları dışlamak yerine onları anlamaya çalışmalıdır.
يَجِبُ عَلَى الْمُجْتَمَعِ أَنْ يُحَاوِلَ فَهْمَ الْأَشْخَاصِ ذَوِي الْآرَاءِ الْمُخْتَلِفَةِ بَدَلًا مِنْ إِقْصَائِهِمْ.
Toplum, farklı düşüncelere sahip insanları dışlamak yerine onları anlamaya çalışmalıdır.
يَجِبُ عَلَى الشَّرِكَةِ الِاسْتِفَادَةُ مِنْ خِبْرَاتِ الْمُوَظَّفِينَ الْأَكْبَرِ سِنًّا بَدَلًا مِنْ تَهْمِيشِهِمْ.
Şirket, yaşlı çalışanları dışlamak yerine onların deneyimlerinden faydalanmalıdır.
اضْطُرَّ الْفَرِيقُ إِلَى اسْتِبْعَادِ اللَّاعِبِينَ الْمُصَابِينَ لِأَنَّ شِفَاءَهُمْ سَيَسْتَغْرِقُ وَقْتًا طَوِيلًا.
Takım, sakat oyuncuları dışlamak zorunda kaldı, çünkü iyileşmeleri uzun sürecekti.
نَبَذَ