dağıtık

كَانَ الرَّجُلُ مُتْعَبًا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّ أَفْكَارَهُ كَانَتْ فِي حَالَةٍ مُتَشَتِّتَةٍ.

Adam o kadar yorgundu ki, düşünceleri dağıtık bir haldeydi.

تَرَكَ أَشْيَاءَهُ مُبَعْثَرَةً في كُلِّ مَكَانٍ.

Eşyaları her yere dağıtık bir şekilde bırakmıştı.

أَشْعُرُ الْيَوْمَ أَنَّنِي فَاقِدٌ لِتَرْكِيزِي بِسَبَبِ قِلَّةِ النَّوْمِ.

Uykusuzluktan dolayı bugün çok dağıtık hissediyorum.

Eşdizimler