أَمَالَ رَأْسَهُ لِلْخَلْفِ لِيَتِمَّ تَقْطِيرُ الدَّوَاءِ فِي عَيْنِهِ.
Gözüne ilaç damlatılmak için başını geriye yasladı.
أَمَالَ رَأْسَهُ لِلْخَلْفِ لِيَتِمَّ تَقْطِيرُ الدَّوَاءِ فِي عَيْنِهِ.
Gözüne ilaç damlatılmak için başını geriye yasladı.
تَمَّ فَتْحُ انْسِدَادِ أَنْفِ الطِّفْلِ عَنْ طَرِيقِ إِسْقَاطِ قَطَرَاتٍ مِنَ الْمَاءِ الْمَالِحِ فِي أَنْفِهِ.
Bebeğin burnuna tuzlu su damlatılmak suretiyle tıkanıklık açıldı.
تَمَّ فَتْحُ مَسَارٍ وَرِيدِيٍّ لِلْمَرِيضِ لِيَتِمَّ تَنْقِيطُ الْمَصْلِ لَهُ.
Hastaya serum damlatılmak üzere damar yolu açıldı.