daralmak

ضَاقَ فُسْتَانِي بَعْدَ الحَمْلِ، لَمْ أَعُدْ أَسْتَطِيعُ ارْتِدَاءَهُ.

Elbisem hamilelikten sonra daraldı, artık giyemiyorum.

عِنْدَمَا انْكَمَشَ الِاقْتِصَادُ، أَفْلَسَتِ الْعَدِيدُ مِنَ الشَّرِكَاتِ، وَتَدَهْوَرَ الْوَضْعُ.

Ekonomi daralınca birçok şirket iflas etti, durum kötüleşti.

بَدَأَتْ آمَالِي تَتَضَاءَلُ، يَبْدُو أَنَّ كُلَّ شَيْءٍ يَسِيرُ نَحْوَ الْأَسْوَأِ.

Umutlarım daralmaya başladı, sanki her şey kötüye gidiyor.

Eşdizimler