حَارَبْنَا لِطَرْدِ الْأَعْدَاءِ مِنْ بَلَدِنَا.
Düşmanları ülkemizden defetmek için savaştık.
حَارَبْنَا لِطَرْدِ الْأَعْدَاءِ مِنْ بَلَدِنَا.
Düşmanları ülkemizden defetmek için savaştık.
أُرِيدُ أَنْ أُبْعِدَ الْأَفْكَارَ السَّيِّئَةَ عَنْ ذِهْنِي.
Kötü düşünceleri aklımdan defetmek istiyorum.
فَعَلْنَا كُلَّ مَا فِي وُسْعِنَا لِصَدِّ الْهُجُومِ.
Saldırıyı defetmek için elimizden geleni yaptık.
ذَبَّ، دَرَأَ