delikanlı

شَابّ — شُبَّان

كَانَ الشَّابُّ الَّذِي يَجْلِسُ فِي الْحَدِيقَةِ يَقْرَأُ كِتَابًا.

Parkta oturan delikanlı kitap okuyordu.

فَتَى — فِتْيَان

رَكَضَ الْفَتَى لِمُسَاعَدَةِ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ.

Delikanlı, yaşlı adama yardım etmek için koştu.

İlişkili Kelimeler