demin

اتَّصَلْتُ بِكَ مُنْذُ قَلِيلٍ وَلَكِنْ لَمْ أَتَمَكَّنْ مِنَ الوُصُولِ إِلَيْكَ، يَبْدُو أَنَّكَ كُنْتَ مَشْغُولًا.

Demin seni aradım ama ulaşamadım, meşguldün galiba.

كَانَتْ تُمْطِرُ قَبْلَ قَلِيلٍ، وَالْآنَ الشَّمْسُ مُشْرِقَةٌ، الطَّقْسُ مُتَقَلِّبٌ لِلْغَايَةِ.

Demin yağmur yağıyordu, şimdi güneş açtı, hava çok değişken.

كَانَ هُنَا قَبْلَ لَحَظَاتٍ، لَا أَعْرِفُ إِلَى أَيْنَ ذَهَبَ، لَقَدِ اخْتَفَى بِسُرْعَةٍ كَبِيرَةٍ.

Demin buradaydı, nereye gittiğini bilmiyorum, çok hızlı kayboldu.