demirlenmek

اضْطُرَّتِ السَّفِينَةُ إِلَى الرُّسُوِّ فِي مِينَاءٍ آمِنٍ لِحِمَايَةِ نَفْسِهَا مِنَ الْعَاصِفَةِ.

Gemi, fırtınadan korunmak için güvenli bir limanda demirlenmek zorunda kaldı.

تَمَّ بِنَاءُ أَرْجُلِ الْجِسْرِ بِتِقْنِيَّاتٍ خَاصَّةٍ لِتَثْبِيتِهَا عَلَى أَرْضٍ صُلْبَةٍ.

Köprünün ayakları, sağlam bir zemine demirlenmek için özel tekniklerle inşa edildi.