denk

وَزْنُ هَاتَيْنِ الْمَادَّتَيْنِ مُعَادِلٌ، أَيْ أَنَّهُمَا تَحْتَوِيَانِ عَلَى نَفْسِ الْكَمِّيَّةِ مِنَ الْمَادَّةِ.

Bu iki maddenin ağırlıkları denk, yani aynı miktarda madde içeriyorlar.

قُوَّةُ هَذَيْنِ الْفَرِيقَيْنِ مُسَاوِيَةٌ، لِذَلِكَ مِنَ الْمُتَوَقَّعِ أَنْ تَكُونَ الْمُبَارَاةُ تَنَافُسِيَّةً لِلْغَايَةِ.

Bu iki takımın güçleri denk, bu yüzden maçın çok çekişmeli geçmesi bekleniyor.

الْفَرِيقَانِ مُتَكَافِئَانِ فِي الْقُوَّةِ، وَلِهَذَا لَا نَعْرِفُ مَنْ سَيَفُوزُ فِي الْمُبَارَاةِ غَدًا.

İki takım güç bakımından denk, bu yüzden yarınki maçı kimin kazanacağını bilmiyoruz.