كَانَ يَنْظُرُ حَوْلَهُ بِعُيُونٍ مَهْمُومَةٍ.
Dertli gözlerle etrafına bakınıyordu.
كَانَ يَنْظُرُ حَوْلَهُ بِعُيُونٍ مَهْمُومَةٍ.
Dertli gözlerle etrafına bakınıyordu.
كَانَ يَسْتَمِعُ إِلَى أُغْنِيَةٍ حَزِينَةٍ.
Dertli bir şarkı dinliyordu.
كَانَ لَدَيْهِ تَعْبِيرُ وَجْهٍ مُتَأَلِّمٌ.
Dertli bir yüz ifadesi vardı.
مُبْتَلَى، مَوْجُوع