devşirmek

جَمَعْتُ الزُّهُورَ مِنَ الْحَدِيقَةِ.

Bahçeden çiçek devşirdim.

كَانَ الْعُثْمَانِيُّونَ يُجَنِّدُونَ الْأَطْفَالَ الْمَسِيحِيِّينَ.

Osmanlılar, Hristiyan çocukları devşirirdi.