dikili

كَانَ هُنَاكَ فَزَّاعَةٌ مُنْتَصِبَةٌ فِي الْحَدِيقَةِ.

Bahçede dikili bir korkuluk vardı.

كَانَ النُّصُبُ التِّذْكَارِيُّ مَنْصُوبًا فِي السَّاحَةِ.

Anıt, meydanda dikili duruyordu.

كَانَ سَارِيَةُ الْعَلَمِ قَائِمَةً بِشَكْلٍ مُسْتَقِيمٍ.

Bayrak direği dikili bir şekilde duruyordu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler