dile getirmek

ذَكَرَ لِلشُّرْطَةِ مَا يَعْرِفُهُ عَنِ الْحَادِثِ.

Olayla ilgili bildiklerini polise dile getirdi.

يَجِبُ أَلَّا تَتَرَدَّدَ فِي التَّعْبِيرِ عَنْ أَفْكَارِكَ بِوُضُوحٍ.

Düşüncelerini açıkça dile getirmekten çekinmemelisin.

أَفْصَحَ عَنْ مَخَاوِفِهِ فِي الِاجْتِمَاعِ.

Toplantıda endişelerini dile getirdi.