dilenmek

كَانَ الرَّجُلُ يُحَاوِلُ إِعَالَةَ أُسْرَتِهِ عَنْ طَرِيقِ التَّسَوُّلِ فِي الشَّارِعِ.

Adam sokakta dilenerek ailesini geçindirmeye çalışıyordu.

كَانَ الطِّفْلُ يَسْتَجْدِي الْمَالَ مِنَ الْمَارَّةِ فِي الطَّرِيقِ.

Çocuk, yoldan geçenlerden para dileniyordu.

كَانَتِ الْمَرْأَةُ الْعَجُوزُ تَشْحَذُ أَمَامَ الْمَسْجِدِ.

Yaşlı kadın, cami önünde dileniyordu.

İlişkili Kelimeler