وُلِدَ الطِّفْلُ أَخْرَسَ وَلَا يَسْتَطِيعُ الكَلَامَ.
Çocuk dilsiz doğdu ve konuşamıyor.
وُلِدَ الطِّفْلُ أَخْرَسَ وَلَا يَسْتَطِيعُ الكَلَامَ.
Çocuk dilsiz doğdu ve konuşamıyor.
كَانَ الرَّجُلُ أَبْكَمَ وَلَكِنَّهُ يَتَوَاصَلُ مَعَ الْآخَرِينَ بِلُغَةِ الْإِشَارَةِ.
Adam dilsizdi ama başkalarıyla işaret diliyle iletişim kuruyordu.
Ayrıca: غَيْرُ نَاطِقٍ
خَرْسَاء، بَكْمَاء