إِنَّهُ شَخْصٌ مُتَدَيِّنٌ لِلْغَايَةِ وَيُصَلِّي كُلَّ يَوْمٍ.
O, çok dindar bir insan ve her gün dua ediyor.
إِنَّهُ شَخْصٌ مُتَدَيِّنٌ لِلْغَايَةِ وَيُصَلِّي كُلَّ يَوْمٍ.
O, çok dindar bir insan ve her gün dua ediyor.
لَقَدْ نَشَأْتُ فِي عَائِلَةٍ وَرِعَةٍ وَأَهْتَمُّ بِالْقِيَمِ الدِّينِيَّةِ.
Dindar bir ailede büyüdüm ve dini değerlere önem veriyorum.
كَانَ رَجُلًا تَقِيًّا وَرِعًا يُحَافِظُ عَلَى صَلَاتِهِ فِي الْمَسْجِدِ.
O, camide namazını kılan dindar ve takva sahibi bir adamdı.
Ayrıca: مُلْتَزِمٌ دِينِيًّا
صَاحِب دِين، قَوِيّ الإِيمَان، عَابِد، مُتَدَيِّنَة، مُصَلٍّ، عَابِدَة، مُتَعَبِّد، قَانِت، مُتَّقِي، مُتَّقٍ، نَاسِك، مُتَوَرِّع